Şimdi bahsedeceğim yetenek, iş hayatımda, özel hayatımda ve kariyerimde bana birçok kez avantaj sağladı.
Bu yetenek;
Daha stratejik olmak değil.
Daha zeki olmak değil.
Daha girişken olmak da değil.
Bu yetenek, stresi yönetebilmek.
Belki ilk duyduğunuzda bunun abartıldığını düşünebilirsiniz.
Fakat bana göre stres yönetimi; ikna kabiliyeti, stratejik düşünme ve teknik bilgi kadar hatta çoğu zaman onlardan bile daha değerlidir.
Çünkü sahip olduğunuz bütün yetenekler, stres altında doğru çalışmadıkları anda değerlerini kaybetmeye başlar.
Stres yönetimi sandığınızdan çok daha büyük bir rekabet avantajıdır.
Satışta çok başarılı olabilirsiniz.
Piyasada agresif olabilir, rakiplerinizden daha stratejik hareket edebilirsiniz.
Fakat stresinizi yönetemediğiniz gün, bütün bu avantajlar sizi yalnızca kısa vadede taşır.
Uzun vadede ise insanın vardığı yer çoğu zaman aynı olur:
Bir boşluk.
Bu gerçeği satış kariyerimin en zor dönemlerinde öğrendim.
Benim önümdeki en büyük engel reddedilmek değildi.
Belirsizlikti.
Çünkü stres, çoğu zaman belirsizlikten beslenir.
Her gün onlarca e-posta gönderiyorsunuz.
Geri dönüş olup olmayacağı belli değil.
Şantiyeleri geziyorsunuz.
Satışın kapanıp kapanmayacağı belli değil.
On firma sizi aylarca oyalıyor.
"Bakacağız."
"Haber vereceğiz."
"Şimdilik bekleyelim."
Belirsizlik uzadıkça zihniniz ihtimaller üretmeye başlıyor.
İşte insanı yoran da tam olarak bu oluyor.
Bir müşteri beni doğrudan reddettiğinde bunu daha kolay kabullenebiliyordum.
Çünkü konu kapanıyordu.
Fakat aylarca süren belirsizlikler, sürekli ertelenen kararlar ve geçiştirilen görüşmeler zihnimi asıl yoran şeydi.
Sürekli yeni senaryolar üretmeye başlıyor, gerçekleşmemiş ihtimaller yüzünden kendimi strese sokuyordum.
Bu döngünün içinde aylarca hatta yıllarca kalan insanlar beni çok iyi anlayacaktır.
Eğer stres yönetimi becerisini geliştiremezseniz, bu süreç insanı yavaş yavaş tüketmeye başlıyor.
İşte bu yüzden bu yeteneğin kitap okuyarak tamamen kazanılabileceğine inanmıyorum.
Kitaplar size yol gösterir.
Ama gerçek dayanıklılığı yalnızca yaşayarak geliştirebilirsiniz.
Bu noktada Stephen Palmer ve Cary Cooper'ın yazdığı Stres Yönetimi kitabından aldığım bazı notları paylaşmak istiyorum.
"Baskı, algılanan başa çıkma becerinizi aştığında stres ortaya çıkar."
Bu tanım aslında her şeyi özetliyor.
Kitapta stresi yönetebilmek için birçok yöntem anlatılıyor.
Beni en çok etkileyen iki tanesi ise şunlardı.
Özmotivasyon İmgelemi
Hayatınızda uzun zamandır ertelediğiniz fakat sizi geliştirecek bir alanı yalnızca beş dakika boyunca düşünün.
Daha sonra o eylemi başarıyla gerçekleştirdiğinizi zihninizde canlandırın.
Ardından bugünkü hâlinize dönün ve o iki versiyon arasındaki farkı görün.
Şimdi tek yapmanız gereken, bugünkü hâlinizi o gelişmiş versiyona dönüştürecek ilk adımı atmaktır.
Hedefte Kalma İmgelemi
Bu yöntem ise kısa, orta ve uzun vadeli hedeflerinizi sürekli gözünüzün önünde tutmanızı öneriyor.
Örneğin;
10 kilometre koşmak istiyorsanız bunu başarmış bir koşucunun sonucunu görünür bir yere koyabilirsiniz.
50 bin Euro'luk bir satış hacmi hedefliyorsanız, buna ulaşmış olmanın size kazandıracağı hayatı zihninizde canlandırabilirsiniz.
Bir gün sahip olmak istediğiniz otomobil varsa, onu kısa süreliğine deneyimlemek bile hedefinizi zihninizde somutlaştırabilir.
Buradaki amaç hayal kurmak değildir.
Hedefinizi zihniniz için gerçek ve ulaşılabilir hâle getirmektir.
Böylece hedefleriniz, sizi strese sokan yükler olmaktan çıkıp motive eden pusulalara dönüşebilir.
Kitabın dikkatimi çeken başka bir bölümü ise "Stres Taşıyıcıları" başlığıydı.
Evde ya da iş yerinde stres altındayken nasıl davranıyorsunuz?
Asabileşiyor musunuz?
İnsanlara bağırıyor musunuz?
İçinize mi kapanıyorsunuz?
Gülmeyi bıraktınız mı?
Eğer bunlardan birini yapıyorsanız, aslında yalnızca kendinizi değil çevrenizdeki insanları da yıpratıyorsunuz.
Üstelik çoğu zaman bunun farkına bile varmıyoruz.
Destek olabilecek insanları uzaklaştırıyor, motivasyonlarını düşürüyor ve en sonunda yalnız kalıyoruz.
Yıllarca yapılan araştırmaların sonucunda yazılmış bu kitabın bana öğrettiği en önemli derslerden biri buydu.
Bugün hâlâ şuna inanıyorum:
İster satışçı olun.
İster yatırımcı.
İster girişimci.
İster şirket sahibi.
Stres yönetimi, sahip olabileceğiniz en değerli yeteneklerden biridir.
Belki şöyle düşünüyorsunuzdur:
"İyi para kazandığımda zaten stresim kalmayacak."
Keşke öyle olsaydı.
Fakat gerçek tam tersidir.
Başarı arttıkça sorumluluk artar.
Sorumluluk arttıkça stres de sizinle birlikte büyür.
Satış uzmanı olursunuz.
Sonra müdür olursunuz.
Daha sonra şirket sahibi olursunuz.
Bu kez yalnızca kendi stresinizi değil, ekibinizin stresini de yönetmeniz gerekir.
Başarı seviyeniz yükseldikçe stres ortadan kalkmaz.
Sadece şekil değiştirir.
İşte bu yüzden stres yönetimi, kariyer basamaklarının her seviyesinde değerini korur.
Bana güçlü bir örnek soracak olursanız, başarılı CEO'ların günlük hayatlarına bakmanızı öneririm.
Çoğu zaman dışarıdan bakıldığında çok sıradan görünen hobileri vardır.
Microsoft Türkiye'nin CEO'su hafta sonlarını oğlu ile Lego yaparak geçirdiğini anlatıyor.
Karcher Türkiye Genel Müdürü, Büyükada'da bisiklet sürmekten keyif aldığını söylüyor.
Bir başka CEO'nun ise sabahlarını botanik bahçesiyle ilgilenerek geçirdiğini okumuştum.
Bunlar küçük detaylar gibi görünebilir.
Fakat bana göre ortak noktaları çok net.
Onlar yalnızca şirketlerini değil, streslerini de yönetiyorlar.
Ben de yoğun stres yaşadığım dönemlerde benzer bir yöntem bulmuştum.
Küçük kardeşimle bir kafeye gider, kahvemizi içerken birlikte Lego yapardık.

O an zihnimde yalnızca tek bir hedef olurdu:
Legoyu tamamlamak.
Hafta sonları ise sabah erken saatlerde koşuya çıkardım.
Koşu boyunca zihnim yavaşlıyor, içimde biriken baskı azalıyor ve haftaya çok daha dengeli başlıyordum.
Bugün hâlâ bütün yeteneklere değer veriyorum.
İkna kabiliyetine de...
Stratejik düşünmeye de...
Liderliğe de...
Fakat bunların arasında bende her zaman ayrı bir yere sahip olan tek bir beceri var:
Stres yönetimi.
Çünkü inanıyorum ki;
Stresini yönetebilen insan, sonunda hayatını da yönetebilir..
